• Sezer Demir

Küçük Kırmızı Balıklarım-Alternatif Bir Okuma Becerileri Dersi

En son güncellendiği tarih: May 12

Samed Behrengi'nin aziz hatırasına saygıyla...


Not: Bu yazı ilk defa 23.01.2014 tarihinde ÖRAV'ın "eKampüs" sitesinde yer alan bloğumda yayınlandı.

4+4+4 ile birlikte eğitim öğretim hayatımıza birçok yeni seçmeli ders girdi. Bu yeni sistem farklı tartışmalara yol açan ders seçeneklerini de içinde barındırıyordu. Ben Türkçe öğretmeni olarak diğer meslektaşlarım gibi yeni seçmeli ders sistemi ile geçen yıl tanıştım. 5.sınıfı okuyacak öğrencilerimin Yazma Becerileri dersini tercih etmesiyle bu macera başladı.

Geçen yıl yeni sistemin ilk yılı olması ve benim bu yaş grubu ile ilk defa çalışıyor olmamın getirdiği acemilik sebebiyle biraz vasat geçti. Bu yıl için ise seçilen ders Okuma Becerileri’ydi. Seçim netleştiği andan itibaren bu seçmeli dersi en iyi şekilde nasıl değerlendiririm diye düşündüm. Ders ait öğretim programını indirdim ve incelemeye başladım. Bu inceleme sırasında öğretim programın girişinde yer alan şu satırlar dikkatimi çekti:


“…yazar, yazısında her şeyi söylemez; okuyucunun metin dışı bilgisi ve kavrayışı ile doldurmasını beklediği boşluklar bırakır. Yazar, okuyucudan idrakini kullanarak metinde söylenenleri metin dışı bilgisiyle birleştirmesini ve boşlukları doldurmasını, böylece “anlam” a ulaşmasını bekler…”


İşte benim de edebiyat aşkımın ve okuma tutkumun tam karşılığı buydu aslında, o “boşlukları” doldurabilme sevdası. Şimdi, “boşlukları doldurma” tutkusunu öğrencilerime bulaştırmak için nasıl bir yol izlemem gerekir, sorusuna cevap bulmam gerekiyordu. Bu soruya vereceğim cevap aynı zamanda bu dönem ders içinde izleyeceğim yolu da netleştirecekti.


5. sınıflarla ilk defa çalışacaktım. Haklarında yeterli bilgiye sahip olmadığım için dört yıldan beri onları okutan sınıf öğretmeniyle kısa bir görüşme yaptım. Okuma alışkanlıklarının ne durumda olduğunu, serbest okuma etkinliklerine karşı nasıl bir tutum içinde olduklarını öğrendim. İlk elde ettiğim veriler olumluydu. Sonrasında birkaç hafta sınıfı gözlemlemeye karar verdim. Edindiğim bilgilerin doğruluğunu ölçmek ve kendi verilerime ulaşabilmek için bu süreyi ayırmalıydım. Bu süre hem onların bana alışması hem de yeni okul temposuna ayak uydurması için yeterli bir süreydi. Ben de bu sırada okutmayı düşündüğüm kitaba karar verecek yeterli zamana sahip olabilirdim. Gözlem için üç hafta yeterli oldu. Gözlem sırasında birkaç şeye dikkat ettim:


I)Serbest etkinliği okuma yaparak değerlendirme konusunda tutumları nasıl?


II)Dinleme becerisine yönelik tutumları nasıl?


III)Etkin bir dinleme yapabiliyorlar mı?


IV)Okuma  ile edindikleri bilgileri en çok ne ile eşleyerek hayata geçirmeyi seviyorlar? ( canlandırma, resimleme ya da özetleme gibi)


Bu gözlemlerim sonucunda öğrencilerimin kendi seçtiği bir kitabı ya da dergiyi sessizce ve dikkat problemi yaşamadan okuyabildiğini, seçtiğim bir dinleme metnini uygun bir şekilde dinleyebildiğini, dinledikleri metinle ilgili soruduğum çeşitli seviyedeki sorulara (bilgi, çıkarım ve eleştirel düşünme soruları) yeterli cevapları verebildiğini ve bu esnada edindikleri bilgileri de özellikle resim yaparak aktarmayı çok sevdiğini gözlemledim. Bu ders için hazır bulunuşluluğu çok yüksek bir sınıfla karşı karşıyaydım, keyiften dört köşe olmuştum. Yalnız artık benim daha da dikkatli olmam gerekiyordu. Hem toplu okuma için seçeceğim kitap hem de kitapla eş zamanlı yaptıracağım etkinlikler bir anda bu sihirli havayı dağıtabilecek ya da jeneriklik bir gol gibi onların zihinlerine kazınacaktı. Bu esnada aklımda bulunan bir iki kitabı mevcut şartları göz önüne alarak eledim ve Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ında karar kıldım.


Çocuklara size buraya kadar aktardığım kısmı kısaca aktardım ve dedim ki:

“Birlikte dönem boyunca bir kitap okuyacağız. Bu kitabı belirlememiz lazım. Benim size birkaç önerim olacak. Bunları burada söyleyeyim. Okuyacağımız kitabı birlikte mi seçelim yoksa içlerinden birini sizin için ben mi seçeyim?”

Sınıf, kitabı benim seçmemi istedi ve ben de Küçük Kara Balıkları sipariş ettim.


Neden Küçük Kara Balık’ı seçtiğimi birkaç maddede kısaca açıklayayım:


I) Alegorik açından zengin ve onların çözümleyebileceği yapıya sahip olması

   Metnin alegorik açından zengin oluşu gerçek hayat ile kıyas yapmalarını ve onların henüz gelişmeye başlayan soyut anlam gücünü zenginleştirmemi sağlayacaktı


II) Karakter sayısı açısından zengin olması

   Bu bir engel gibi görünse de yaptıracağım etkinlik için bir ön şart olduğundan benim için bir avantaj sağladı.Resimleyecek birçok karakter olması çocukları metne daha da yakınlaştırdı.


III)Masal türünde yazılmış bir eser olması

   Yaş grubunun doğasına uygun ve genel bir beğeni olduğu için masal okuma/dinleme/anlatma bana kolaylık sağlayacak bir diğer husus oldu.


IV) Sayfa sayısı ve içerdiği resimler açısından yaş grubuna uygun olması

   Oluşabilecek ön yargıların önüne geçme adına sayfa sayısı az ve resimli bir kitap tercihim oldu.


V)Resimlemeye müsait olması

Yine okuma yaptıracağım etkinlik için paralel bir özellik taşıyor oluşu ile tercihim oldu.


Dersin işleyişini ise şu şekilde kurguladım. Öncelikle kitabı dört ana bölüme ayırdım. Bu bölümleri okutacaktım. Sonra bu bölümlerde karşılaştığımız kahramanları ve varlık kadrosunu tespit ettirecektim. Tespit edilen kahramanlar ve varlık kadrosu daha önceden onların yanında bulundurmasını istediğim kartonlara resimletecektim. Resimlemeyi bitirdikten sonra soru cevap yöntemiyle metni kavrama düzeyini yükseltecek, eleştirel okuma gücünü arttıracaktım.


Kitapları sınıfa dağıtmadan çalışmaya şöyle başlamayı tercih ettim. Kitap resimliydi ve ben de resimlemenin baskın olduğu bir etkinlikle okuma yaptıracaktım. Bu resimlerden etkilenmelerini istemiyordum. Okuma sonrasındaki çizimler sırasında kendi hayal dünyalarındaki imgeleri kullanmalarını bekliyordum. Onlara küçük boyutlu beyaz kâğıtlar dağıttım ve dedim ki :


“Çocuklar biliyorsunuz okuyacağımız kitabın adı Küçük Kara Balık. Bu kitap bu küçük balığın başından geçecekleri anlatacak bize. Kitabın yazarı bize kendi Küçük Kara Balık’ını çizmiş. Şimdi sizden herkesin hayalindeki Küçük Kara Balık’ı çizmesini istiyorum. Bu balık siyah olmak zorunda değil, küçük olmak zorunda da değil. Sizin istediğiniz renkte ve dağıttığım kağıtlara sığacak boyutta olabilir. Burada önemli olan tek şey var. O da çizeceğiniz Küçük Kara Balık sizin hayalinizdeki Küçük Kara Balık olmalı, sizin balığınız olmalı”


Bu konuşma ile başladı hummalı çalışma. Aşağıda çocukların hayallerindeki Küçük Kara Balıklar’ı görüyorsunuz. 



Bu küçük resimle başlayan çalışma hızla ve zevkle ilerledi. Karakterleri ve varlık kadrosunu teker teker tanıdık. Onların neyi temsil ettikleri (dostluk, tehlike, cesaret vb) tespit ettik. O kahramanların yerinde olsalar ne yaparlardı konuştuk. Tüm bunları yaparken de aşağıdaki gibi ürünler ortaya çıkmaya başladı.



Masalın en önemli kısmına yani sonuna gelmiştik. Denize ulaşarak amacını gerçekleştiren Küçük Kara Balık’ın içinde bulunduğu ruh hali önemliydi. Burada dikkat etmemiz gereken ilk kısım şu pasajdı:


“…Küçük Kara Balık güneşin yakıcı sıcağını sırtında duyumsamaktan tat alıyormuş. Yavaşça ve salınarak deniz yüzeyinde yüzüyor ve kendiyle konuşuyormuş “ Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana. Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam-ki karşılaşacağım-önemli değil, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek...”


Soru cevap yöntemiyle ölümün hiçbir şekilde kutsanmaması gereken bir durum olduğu sonucuna vardık. Aynı zamanda gerektiğinde başkaları için de büyük fedakârlıklar yapmamız gerekebileceğini gördük. Metnin bu bölümünü  “pozitif yönde risk alma davranışının gelişimi açısından” değerlendirdik.


Ve sonuna geldik çalışmanın. Burada da metnin en önemli kısmını irdeledik


“…İhtiyar balık, masalını bitirdi ve on iki bin torununa dedi ki:


“Artık uyku zamanı geldi, hadi gidin de uyuyun”


Çocuklar ve torunlar sordular:


“Büyükanne, o minik balığa ne oldu, anlatmadın.”


İhtiyar balık, “Onu da bırakalım yarın geceye,” dedi , “şimdi uyku zamanıdır. İyi geceler.”


On bir bin dokuz yüz doksan balık , “İyi geceler,” diyerek gidip uyudular. Büyükanne de uyudu.


Ama bir tane küçük Kırmızı Balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı.


Sabaha kadar denizi düşündü durdu.”


Öğrencilerimin son resmi ve sözü şu oldu:




Okyanusu keşfetmek istediği için gözüne uyku girmeyen Küçük Kırmızı Balıklar'a...


"Bu Masal Hiç Bitmez!"



Sezer Demir

@szrdmr / @kumogretmeni

szr3dmr@gmail.com / kumogretmeni@gmail.com



Not: Bu yazı ilk defa 23.01.2014 tarihinde ÖRAV'ın "eKampüs" sitesinde yer alan bloğumda yayınlandı.













Güncel yazılara ulaşmak

için abone olabilirsin.

  • Twitter
  • Facebook
  • Linkedin