• Sezer Demir

Bir Kitap: Dünya Okulu

En son güncellendiği tarih: May 16

* Bu yazı ilk defa 26.03.2016 tarihinde ÖRAV'ın "eKampüs" sitesinde yer alan bloğumda daha sonra 05.05.2016 tarihinde de Eğitimpedia'da yayınlandı.


Yakın zamanda bir hafta sonu arkadaşımın evinde misafirdim. Arkadaşım cuma akşamı için küçük kızı Tomris’e (6), birlikte kurabiye yapacaklarına dair söz vermiş. Ben eve vardığımda onlar da alışveriş poşetlerini boşaltıp işe koyulmuşlardı. Aralarında güçlü duygusal bağ bulunan, biri yetişkin biri çocuk iki insanın birlikte çalışmasını izlemek benim için farklı bir deneyimdi. Bu çalışma sırasında ortaya çıkan bir diyalog ise beni çok şaşırttı. Şimdi size diyaloğu aktarmaya çalışacağım:


—Evet Tomris, şimdi bu hamurun içine üç kaşık pekmez koymamız gerektiği yazıyor tarifte


—Üç kaşık mı anne?


—Evet


—Pekmezi uzatır mısın Tomris?


—Dur, anne. Önce iki kaşık çıkarmalıyım.


—Neden Tomris?


—Çünkü sen üç kaşık pekmez koymamız gerektiğini söyledin ama burada sadece bir tane kaşığımız var.


—Sen de bu sebeple iki kaşık daha çıkarmamız gerektiğini mi düşündün Tomris?


—Evet, anne.


Yukarıdaki diyalog, herkesin farklı çıkarımlar yapabileceği bir anı yansıtıyor. Benim için bu diyalog çocukların sahip olduğu bakış açısı farkının/zenginliğinin gülümseten bir örneği. Bu bakış açısı farkı, çocuklara hayran bir eğitimci olarak beni büyüleyen ve aynı zamanda korkutan bir durum. Basit bir kurabiye tarifini uygularken bile farklı ve kendine has bir bakış açısı ortaya koyabilen bir çocuk, uygun eğitim ortamı sağlandığında ve nitelikli sorularla hayal gücü harekete geçirildiğinde nasıl sonuçlara ulaşabilir? Hayal etmesi bile heyecan verici. Bu heyecanımın korkuya dönmesi ise an meselesi. Çünkü sekiz yıllık meslek hayatım boyunca benim de üyesi olduğum çark tarafından, çocukların sahip olduğu zenginliğe ne yaptığımızı çok iyi biliyorum. Maalesef bu durumun en yakın şahidi ve aynı zamanda sorumlusuyum.


Khan’ın Dünya Okulu


Bu uzun girizgâhtan sonra asıl amacıma geleyim. Bakış açılarının zenginliğini öncelik kabul edip bunu daha da geliştirmek için dogmalarla dolu eğitim yaklaşımımıza yeni bir pencere açan Khan Akademi’nin kurucusu Salman Khan, Khan Akademi’nin nasıl doğduğunu, deneyimlerini ve yeni eğitim yaklaşımının nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerini paylaştığı kitabı Dünya Okulu üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.


Khan “Eğitimi Yeniden Düşünmek” alt başlığını taşıyan kitabını, "Öğrenmeyi Öğretmek, Parçalanmış Model, Gerçek Dünyada ve Dünya Okulu" adını taşıyan dört bölüm üzerinden kurgulamış. İlk bölüm olan "Öğrenmeyi Öğretmek", kuzeni Nadya ile deneyimlediği birebir çalışma dönemini ve bu dönemde eğitim dünyasının aksayan yönlerine dair tespitlerini aktarıyor. Aynı zamanda Khan Akademi’nin doğuşuna kaynak olan basit video içeriği hakkında da bilgi veriyor. "Parçalanmış Model" adlı ikinci bölümde eğitim dogmalarını sorguluyor. Bu dogmaların kaynaklarına bakıp o dogmaların sebep olduğu sorunlara dikkat çekiyor. Tüm bunları verilere dayanarak yapıyor. “Eğitim böyle olmalı” demek yerine “Biz neden hala bunu sürdürüyoruz?” diye sorarak okuyucunun zihnini harekete geçiriyor. Böylece bizim de durumla yüzleşip içinde bulunduğumuz bu atıl yapıyı dönüştürmek adına neler yapabileceğimizi düşünmemizi sağlıyor. Üçüncü bölüm olan "Gerçek Dünya"da ise basit videolarla başlayan serüvenin, nasıl Khan Akademi’ye dönüştüğünü anlatıyor. Ayrıca Khan Akademi videolarının okul ortamında eğitim materyali olarak kullanımına dair ilk uygulamayı, "Los Altos Deneyi" başlığı altında verilerle destekleyerek açıklıyor.


Son kısım olan ve kitaba ismini veren Dünya Okulu bölümünde ise hayal ettiği eğitim işleyişi üzerine bir şeyler söylüyor. Bundan önce süregelen sisteme ait ne kadar uygulama varsa hepsini sorduğu/sordurduğu sorularla delik deşik ediyor. Sonrasında ise kendi önerilerini sıralıyor. Önerilerinin son halkasında ise hayal ettiği üniversite eğitimine yer veriyor. Bunu karşılaştırmalı örnekler ve Khan Akademi’den edindiği tecrübelerle okuyucuya aktarıyor. Salman Khan, Dünya Okulu’nda biz eğitimcilere, farklı bakış açısının zengin hayal gücü ve denemekten yılmayan mücadeleci ruhla birleşince nasıl güçlü değişimler doğurabileceğini gösteriyor. Bunu yaparken ise teknolojinin bize sunduğu nimetlerin araç olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözden kaçırmıyor.


İnatçı İyimser(ler) ya da Cendere(ler) 

Bundan bir asır önce o dönemi yaşayan insanların birçoğu dünyanın geçirdiği değişimi öngöremediği için bir cenderenin içinde kaldılar. Biz ise bu değişimin bağıra çağıra geldiğinin açık bir şekilde farkında olmamıza rağmen hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimize duyduğumuz sarsılmaz inançla aynı cendereye giriyoruz. Her ne dersek diyelim, bu değişim şimdi, şu anda gerçekleşiyor. Biz ya kendimize güvenip etki alanımız içindeki değişimi başlatanlardan olacağız ya da o cenderenin içine girip sıkışıyoruz diye şikâyet edenlerden… Tercih bizim.






Salman Khan tercihini yapmış ve bize şöyle sesleniyor:


Her şeyin olduğu gibi kalmasına izin veremeyiz. Hiçbir şey yapmamanın bedeli kabul edilmeyecek kadar yüksek, bu bedel de dolar ya da euro ya da rupi cinsinden değil, insanların geleceği cinsinden ölçülüyor. Yine de bir mühendis ve inatçı bir iyimser olarak, sorunların olduğu yerde çözümlerin de olduğuna inanıyorum.


Ya siz?


Sezer Demir

@szrdmr / @kumogretmeni

szr3dmr@gmail.com / kumogretmeni@gmail.com


* Bu yazı ilk defa 26.03.2016 tarihinde ÖRAV'ın "eKampüs" sitesinde yer alan bloğumda daha sonra 05.05.2016 tarihinde de Eğitimpedia'da yayınlandı.

Güncel yazılara ulaşmak

için abone olabilirsin.

  • Twitter
  • Facebook
  • Linkedin